ufak tefek kelimeler gidişatı bozamaz.
bazen öyle tiksinirsin ki,
affedersin mahşerde bile görmemek için...
seni affediyorum...
öleyaz.
e ölseydi yarım kalmasaydı
ölenle ölünmüyor sanıyorlar moruk bunlar.
sanarlar bilirim..
kalbindeki böceği sustur.
ne kadar çuvaldızı başkasında tatmaya kalktığını olay yerinde örtbas edemesemde,
şeytanlardan insanlar giyen bir kadına,
içindeki elbise hakkında soru sormak abesle iştigaldir.
cehaletimize ver bu yalan hikayelerimizi.
pisipisine hayat buralarda.
cebinde delilik sendromlarından şırıngalar taşıyan gölgeler,
yapışkan tohumlarınızı benimkine enjekte etmeyiniz.
şeytanın cennete musallat olması gibi..
sapkın sevgilerinizi saklayın gölgemden,
o bile ağır,
şimdi gözyaşlarınızla maziden bir yer kiralayın ve üstüne oturun.
bizi kullandığınız için teşekkürler.
külliyatınıza kravat taktık,
çiğe bağladınız amk.
jilet gibi kestim sözcüklerin göbekbağını dilimden,
kader mağaralarında boynumuz kırıldı,
sevişken nağralarınızda paslı nöronlarınız çürüdü,
kaçarcasına tavrım,
bakamadığım mazimde bir ölüm yeşeriyor..
mevsimsiz musibet yıllar kaderimin mürekkebini bitiyor,
aldanmaya ve kanmaya içiyorum.
unutmaki sen de görebildiğin düşüncelerin manüplesine maruz bir hiçsin,
ismini kulağına fısıldayan adam da ordaydı hatta...
kalem dediğin de kurşundur..unutma...
rüsva bu mekan,
kokuşuyor bazen,
fani,
gerçek,
rezil bu mekan,
bazen konuşuyor,
klarnet ve karanlık..
ölüme yük ettiğim anlamlar,
80 yaşında sürgün reddi kayıp filozoflar gibi,
adının anlamına düşercesine susuyor...
bu rezil rüsva doğru parçaları...
rüyalarından uzaklaşmak için yaktığım düşüncelerimin adı kabus konuyor,
memat'lı geçmiş zaman izleri henüz suratımda,
monolog bu hayat,
gözlerin kapalı oldukça zaten kulakların sağır oluyor,
şimdi yetim ve öksüz,
çolak bir tarlada hayal yetiştirmeye çalışıyorum,
keşke diyorum,
korkularımı bir rüyada bulsam..
yaşadığını hissetmek güzel olsa gerek diyorum...
aynı denklemin farklı çözüm kümeleriyiz sadece,
birden ne kadar aynı olduğunu farkedersin,
3. tekil kişiye düşersin,
ölü madde dolu beyinlerin hadım edilmiş senaryolarındaki kayıp dejavularındasındır..
promil düşkünlerinin ayakizi suratına çıkar anında,
aynalardan korkarsın,
içinden korkarsın,
kendinen korkarsın,
gözlerin kapalı , ebedi uykunun zifrinde,
albino cehenneme uyanırsın..
öldür gündüzleri..ateşe ver geceleri,
sensizlik dramalarında kahkaha oynuyorum...
"biz fotoğraf karesine bakıp lugat tanrıcılığı oynamayız dostum,
biz,
kelime kıtı cahil beynimizde büyüttüğümüz gerçekliklere tutunuruz yaşamak için,
orda kaybolmamız önemli olsaydı,
senden önce bu kör gözlerim ağlardı...
yine de biz bağlaçlara takılmadık..
kalemimiz pas tutmuş,
beynimiz pekmez kıvamı olsa da,
kafa tuttuk, görmediğimiz düşmanlarımıza,
şeffaflaştıran gözlüklerle hafif meşrep hayatınıza baktık,
sustuk,
oysa konuşsaydık,
çarmıhlarınızdan mermi yapardınız...
dilimdeki tasmayı yeni kırmıştım oysa...
şimdilerde anlıyorum yenilgimi.."
seni seven kalbimi siksinler.
ben söyliyim,
bazen ölümden bahsetmek,
bakire bir kızın sex hakkında konuşması gibidir.
tokmakçısı olmayan bakırköye gidiyor...evde duracağınıza siz de katılın ablalarınıza...
birisi şu kartlaşmış fahişenin içine girsin artık...
biz dişlerimize bakım diye yol'un sonuna kesik atıp parmağımıza önce su sonra toz vuruyoruz.
20'lik azı dişiyle kurtperestlik oynuyor kırmızı noktalı başlıklarda elalem..
onlar eskimedi asla,
biz o an yaşlanmaya başlamıştık zaten...
alemin keyfi yerinde yine maşallah,
kah inerim gökyüzüne hesabıı..
eğlen güzelim gününü gün et.
dazlak bir ağaç.
gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde,
neredesin ey sevgili,
yaz günleri nerede?
"gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde,
neredesin ey sevgili o yaz günleri nerde?"
beklerken kaybettik geleceğimizi,
hayatın dübeşleri yetmezmiş gibi,düşeşe barbut,
kılıçta maça ikiler ordusuna yenildik,
kaybederken öğrendik yaşadığımızı hep,
acısına bağımlı olduk,
çirkin gülümsemelerimize tutulduk,
sandık ki çirkiniz ve hakediyoruz,
sandık ki az ile yetinmekmiş kaderimiz,
mutsuz olmaktansa küçültmek varmış hayallerimizi,
yanılmaya düşeyazdık..
düşlerimizi ıslattık,
kaygan zeminde tanrılaştık,
minyatürleşirken benliğimiz kolayca tamamlandı,
şimdi hepimiz birer ölümsüzüz,
karanlıkta şampanyalar patlattık faniyetimizi reddedip ölümcül günahlarımıza diz çöktük,
yanıldık dost,
kusura bakma,
kandık kendimize her seferinde,
kendimize inanmak yalanına kandık,
bir rüzgarda savrulcağımıza kafamıza dayayacağımız o silah kanalına girmeye korktuk,
şimdi namlunun ucunda iki gram madde dolu el,
cinayet süsü uğraşıları..
hayır.
kendini infaz ettin,
öldük,öldün.
mutlu olmak yetinme güdüne bağlı,
cüce anlarda mutlu olabilme yeteneği,
ve medet ummak öldürmemek için kendini tüm gözüyaşlı cinnetlerinde,
biliyorum öleceğim,
dayatılmış mutsuzluğumun kobayı olmayı bıraktığım zaman,
inceden akıntıya kapılacağım,
demir atamadığım bu hayatımı sarsmadan bitireceğim...
gözlerim ol, bakıp bakıp görmezden geldiğin dünyamı donduracağım...
zenci mahallesine düş-müş hayallerim-iz.
tabutta yatan öldürülmüş peçe yaralı suratın her halinden belli dudaklarında kırmızı ruj olduğu,
alalım dedik hayallerimizi,
midemiz dillendi anında,
kaynama noktasında iki gaz atomu gibi kamufle olduk hayata,
ince bi su tanesi üzerinde durduk,
yanıl-sa-ma dumanımda kaybol-ma,
yanıyoruz...
...pushing us into self destruction...
benim ciğer olmuş sönmüş köz,
yaramı kapatırken kızgın ergiyik metallerle dağladığım aşklarımdan olsa gerek sessiz beddualar,
elvedasından kaçtığım hayatım,
ayrılık sahnesinde tutukluk yapmış bir silah gibi şakakta gece façalıyor,
dünyanın varına gözleri kapalı hayatlar ölüyor.
gece zifiroğlu, sen gülüyorsun gölgen ağlıyor.
istemedgım bir hayatı yaşamak çoğunlukla vicdanımın bana dayattıgı bi tembellik güdüsü.
yenildiğim...
kaburgamızı çizdirdiğimiz deliksiz iğne cehennemin dibi,
karanlık madde dolu ceplerim,
hayat, ağzı bükülmeyen poşetler gibi,
susmuyor..
mürekkepler fersiz,
divit kırık,
karalamak eski bir papirüs yalanı...
meçhul beyaz tozlardan gemiler yapıp mezara atılma şafağını düşünüyorum..
belki çok yoğunlaşırsam diyorum...
pisi pisine...
benim olmayan bir hayatın kısır döngüsüne maruz bırakılan çürümüş kalplere üşüşüyorum